®© Seversin Lahanayı ?

Seversin Lahanayı nerden çıkmıştır?Hani bir atasözü var derler ya lahanaya gelince götürüyon kütür kütür soğana gelince acı dion kaçıyon işde tüm olay bu.Bu yüzden sende seversin lahanayı ?

neden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
neden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Böyle yürekli eleştiri gördünüz mü?





'Posta' Gazetesinin Ankara temsilcisi Hakan Çelik'in yazısı:



BİR TÜRK OLARAK KÜRTLERE SORUYORUM

Bir TÜRK olarak Kürtlere soruyorum; ''Kürtler bu ülkeye ne vermiştir ?'' Kürtlerin, Türkiye'ye bugüne kadar ne katkıları olmuştur ? Sosyal, bilimsel ve sanatsal anlamda yaşamımıza neler katmışlardır ?


Kendilerini etnik kökenlerini ön plana çıkararak tanımlayan ve kendilerine verilmiş en büyük hak olan ''BU GÜZEL ÜLKENİN, TÜRKİYE'NİN VATANDAŞI OLMAK HAKKINI'' bir kenara iterek, etnik köken üzerinden ırkçılık yapmayı tercih eden bu kitle, bu ülkeye ne vermiştir ve bu sapkın anlayışla ne verebilir ?

Kürtlere soruyorum; neden terör sizde, beşik kertmesi sizde, kız çocuklarını başlık parası adetiyle adeta bir eşya gibi alıp-satmak adeti sizde, her türlü yasadışı işin altından çoğunlukla Kürtler çıkmakta, kapkaç sizde, gasp sizde, ''NAMUS CİNAYETLERİ'' sizde, kaçakçılık sizde, uyuşturucu ticareti sizde, bu ülkenin vatandaşı olmayı sindirememek hastalığı sizde, vur-kır-gasp et anlayışı sizde, ÖZELEŞTİRİ yapmamak sizde, nedensiz aşağılık kompleksi sizde, başına kuş pislese devleti ve diğer insanları suçlamak sizde, herşeyi devletten beklemek sizde, asimile edildiği yalanını söyleyip, 21. yüzyıl Türkiyesi'nde tek kelime Türkçe bilmeyen milyonlarca insan sizde, emperyalist devletlerin size sahte bir mazi yapıştırması neticesinde Anadolu'da hiçbir zaman varolmayan, sözde gasp edilmiş hayali bir anavatanınız olduğu yalanını yaymak yine sizde.

Bu ülkeye hiçbir şey vermeden, kaba kuvvet ve vandalizmle, terör ile toprak gasp etmeye çalışma ahlaksızlığı sizde, diyaloğu ve insani ilişkileri es geçip, yakıp yıkarak bu ülkeyi bölmeye çalışmak sizde, Avrupa'ya gidip Türkiye Cumhuriyeti ve onun şanlı ordusu Türk Silahlı Kuvvetleri hakkında her türlü asılsız yalanları söylemek, bana işkence yaptılar, baskı yaptılar, dilimizi konuşamıyoruz, fırsat eşitliği yok gibi mesnetsiz yalanları söyleyerek siyasi mülteci statüsüyle o Avrupa ülkelerine kapağı atmak, bir parazit gibi yaşayıp oralarda da suç işlemek sizde, sizlerde....

Avrupa'da Türkiye'yi şikayet etmek sözkonusu olunca ''ben Kürdüm'' demek, ama cebinde Türkiye Cumhuriyeti kimliği ile Avrupa ülkelerinden herhangi birinde suçüstü yakalandığınızda ''ben Türküm'' demek üçkağıtçılığı sizde, çapulcu terör örgütüne her türlü desteği verip, demokrasi ve insan haklarından bahsetmek, ''şiddeti kınıyorum'' demek sizde, bu yalanları söyleyip bizleri de enayi zannedip, aptal yerine koymaya çalışmak terbiyesizliğ i ve alçaklığı sizde, bu ülkede yaşayan onlarca farklı etnik kökenden milyonlarca insan, etnik kökenleriyle ilgili en ufak bir sıkıntı çekmezken, özgürce siyaset yapabilirken, milletvekili ve hatta Başbakan bile olabilirken, verdiğimiz Kurtuluş Savaşı mücadelesi sonucu elde edilmiş Cumhuriyetimizin kazanımlarını içlerine sindiremeyen sömürgeci, etnik soykırımcı, emperyalist devletlerin maşası ve tetikçisi olmak düzenbazlığı NEDEN hep sizde ?

Lütfen bu sorulara yanıt verin, tabii verebilirseniz. ..

Bu memlekete bugüne kadar ne verdiniz de, ne istiyorsunuz ?

Eğitim diyorsunuz; öğretmen öldüren terör örgütünün katillerini ve elebaşını lider, siyasi irade kabul ediyorsunuz.

Dilimizi konuşamıyoruz diyorsunuz; o halde bugüne kadar Türkiye'nin çeşitli kentlerinde açılmış ''Kürtçe Kursları'' sözde dil öğrenmeye susamış sizlerin ilgisizliği sonucunda neden kapandı ?

Siyasi platformda temsil hakkı diyorsunuz; siyasetinizi etnik ırkçılığa ve bölücülüğe dayalı söylemler, eylemler ve politikalar üzerine kuruyorsunuz.

Yarattığınız terörden 30 bin insan can veriyor... En ufak bir özeleştiri, en ufak bir günah çıkarma yapmıyorsunuz.

Sizlerin canı can da, bu ülkeyi ve içinde yaşayan masum insanları terörden korumak için hayatını hiçe sayıp şehit olan ana kuzularının, evlatlarımızın canı patlıcan mı?

İstanbul'da sokaktaki vatandaşlara saldırmak, molotof kokteyli atmak, otobüs yakmak, polise ve sade vatandaşlara, kadınlara, ufacık çocuklara ''kaldırım taşları'' atıp kafalarını yarmak neyin protestosu? Hangi köhne düşüncenin, hangi barbar anlayışın dışavurumu?

Bugüne kadar hangi ''Kürt kökenli'' Türk vatandaşına; hop! sen Kürtsün şu şehre giremezsin, şu işi yapamazsın, şu mesleği icra edemezsin denmiş veya denmekte?

Bu ülkenin en çok para kazanan insanları çoğunlukla Kürt kökenli şarkıcılar, eğlence yeri sahipleri, işadamları, ticaret erbabı, turistik otel sahipleri, eğlence dünyasında; tv'de, gazinolarda iş yapan isimler (İbrahim Tatlıses, Özcan Deniz, Ceylan, Yılmaz Erdoğan vs.) değil mi?

Hani ne oldu ''fırsat eşitsizliği yalanınıza?'' İşin doğrusu, sizin sorununuz bu ülkeyi terör ile, vurarak, kırarak bölmek! Bir oldu-bitti yaratarak bu güzelim memleketi parçalamaktır. Bu kadar basit. Şu çıplak gerçeği artık ilkokula giden küçücük çocuklar bile anlayabilmektedirler.

''KÜRT'' kökenli vatandaşlarımız, eğer bunca kan ve gözyaşı dökülmesine sebep olan bu BÖLÜCÜ IRKÇI TERÖRİSTLERİ hala destekliyorlarsa, KUSURU DEVLETTE DEĞİL, KENDİLERİNDE ARAMALIDIRLAR!

Meydanlarda eller hep zafer işareti, ellerde 30 bin insanımızın katili kanlı terör örgütü PKK'nın afişleri, terörist başı Apo'nun posterleri, yakarız-yıkarız tehditleri ve herkesin malumu ülkemizdeki büyük kentlerde meydana gelen şu terör olayları...

Çapulcu terör örgütünün hazırladığı ''Şemdinli fiyaskosundan' ' sonra, ellerine para vererek sokaklara salıp polisimize, güvenlik güçlerimize, halkımıza taş ve molotof kokteyli attırdığı küçücük çocuklar...

Çocuğunu terör örgütünün militan olarak kullanmasına müsade ediyorsan, bu kaos ve terör yöntemlerinden medet umuyorsan ve bu yolla bu ülkeyi böleriz, sözde ülkemizi de kurarız diye düşünüyorsan, canın yandığında veya meydanlara saldığın, yak-yık-kır-dök evladım dediğin çocuğunu kendi ellerinle ateşe attığında da bunu devlete fatura edemezsin.


Hak isteyen, hukuk isteyen önce bu ülkenin bütünlüğüne, bu ülkenin insanlarına, toplum kurallarına SAYGI gösterecek. Ülkesine katkıda bulunacak. İNSAN gibi davranacak, yakmayacak, yıkmayacak.

Kısacası; TERÖRİST ile arasındaki farkı yine bizzat KENDİSİ ortaya koyacak. Bu ülkenin güzel insanlarını kendisine inandıracak.

Kürt toplumu yüzyıllardır kendisini sömüren, geri bıraktıran, kulun kula kulluk ettiği ''FEODAL DÜZEN'' denen ilkel sistemden ne zaman vazgeçecek? Ne zaman HANIM FERTLERİNE gereken ''ÖZGÜRLÜĞÜ'' teslim edecek? Ve neden ülkede en yüksek kadın intiharları Batman'da? Neden aile içi şiddet sorununda ve TÖRE CİNAYETİ denen illette ekseriyetle Kürt kökenli insanların yaşadığı iller başı çekmekte? Büyük şehirlerde kapkaç ve bu tür illegal suçları işleyip, elde edilen yasadışı geliri Terör örgütüne aktarma suçu neden hep Kürt kökenli çocuk ve gençlerde görülmekte? Neden, neden, neden?

Kürdüm diyen sizler, acaba bu KUSURLARINIZI hallettiniz mi ki, TÜRKLERİ pervasızca eleştiriyorsunuz? Size yer, yaşam hakkı, hak-hukuk vermekten başka ne yapmış bu ülkenin vatandaşları?



edit post


Türkiye'de örtünme dendiğinde akla İran gelir. Ben iki yıldır İran İlk ut'unun (devletinin) Petrol danışmanlığını yaptığımdan sıkça gidip geliyorum İran’a.

Kara çarşaf giyimli kadınlarda yüz bütünüyle açıktır. Şifon takan kadınlarda ise saçın yarısı açıktır.
Kadın yüzü boyalıdır. Kapanma mollaların yönetimi ellerine geçirmeleri ve İslam Cumhuriyeti kurmalarından sonra başlamıştır. Bu güne dek, uçağa kapalı olarak binen İranlı bir kadının Türkiye'ye indiğinde örtüsünü taktiğini daha görmedim.

İranlı kadınlar örtünme baskısından tiksiniyor. Türkiye'de ise, inancı siyasi çıkarlarına aracı yapan Erbakan’ın çaktığı kıvılcımla erkekler kadınları kapatmaya başladı. AK Partinin yönetime gelmesiyle, özellikle genç kızlar arasında sıkma baş, yaşlılarda kara örtü oldukça yaygınlaştı.
İranlı kadınlar kaygıyla soruyorlar "Türk kadınlarına ne oluyor? Bizi güç kullanarak "mollalar" kapatıyor. Siz özgür, ayrıca laiksiniz. Sizin kadınlarınız niye kapanıyor?".

Kapanan kadın değil, kapatan erkek. Arabistan'da, Afganistan'da, İslam Cumhuriyetlerinde sürekli erkeğin dayatması ile kadın kapanıyor. Yine erkeğin çengeline takıldı kadın, kadınlarımız…

Sümer Bilimci Muazzez İlmiye Çiğ’in anlatımıyla erkeğin kadın üzerine baskısı Sümerlerde yakinin bulunmasıyla, o dönemin tapınak rahiplerinin erkekler çıkarına yasalar koymasıyla başladı.
Önceleri kadın, Tanrının özelliklerini taşıyan toprak gibi yaratıcı, koruyucu, kutsal görülürken, sonraları dinler aracılığı ile bu özellik erkeğe aktarılarak, kadın yalnızca erkeğin yaratıcı dölünü taşıyan bir araca dönüştürüldü. Kutsal kitaplarda kadının erkeğe hizmet için yaratıldığı anlatılarak kadın tutsak edildi.
Tarıma, saban gibi toprak işleyen aletler girince, bunları kullanan erkek ürünü, toprak edincini
eline geçirdi. Kadın beslenen konuma getirildi. Yasalar da erkekler öne çıkarıldı, yönetimde, seçme ile seçilmede kadın yok sayıldı. Kadın alış verişten uzak tutuldu, akça da (para), toprakta erkek eline geçti. Erkek bununla yetinmedi: işi sağlama bağlamak için, kutsal kitapların Tanrı’ca
indirildiğini, bunun bir Tanrı buyruğu olduğunu söyleyerek kadının karşı durmasını engelledi. Örtünme, kadını "ikincilliğini" savunan tek Tanrılı beş büyük inançtaki tümü erkek olan "Tanrı Elçilerince" uygulamaya sokuldu. Bunlar; Yahudilik, Budizm, Konfüçyüs’çülük, Hıristiyanlık ile
Müslümanlıktı. Tümü de birbirini izler biçimde kadını erkeğin yardımcısı olarak tanımladı.
Artık Tanrı adına, kadın için erkek konuşuyor, erkek karar veriyordu. Tanrı ise "baba" takma adıyla erkekleştirildi. Doğal olarak kadın "ikinciliğe" düştü. Oysa erkeği de, dişiyi de yaradan Tanrı
gibi "kadındı".

Süre içinde erkek kadını öyle bir oyuncak konumuna sokmuştur ki; Heredot'a göre, Babil'de her kadın evlenmeden önce tapınakta bir erkekle yatması gerekmektedir. Böylece, tapınaklar sözde kendini Tanrıya adayan erçilliğin (fahişeliğin) yapıldığı genel eve dönüşmüştür erkekler için.
Bu gelenek sonra Asur'lara geçmiş, bu gün ki Türkiye 'de tapınaktan çıkıp geneleve dönüşmüştür.

Muazzez İlmiye Çiğ 'a göre Sümer'de kadınların evlenmesinde subaylık (bekâret) aranıyordu. Sümer kadını evlendiğinde önceden bekâretini kaybetmiş ise, kocasından boşanırken ortak edinçlerin yalnızca yarısını alabiliyordu. Bu gelenek bugün Katoliklerce sürdürülmektedir. Kendi
egnini (vücudunu) Tanrı adına Tapınaklarda erkeklere adayan kadınların diğerlerinden ayrılmaları için dışarıya çıktıklarında başlarını örtmeleri gerekirdi.

MÖ 1600 yıllarında bir Asur kağanının koyduğu yasa ile bu kez örtünme kapsamına, bütün evli ile dul kadınlar alınmış, kızlar ile sokak Ercillerine (fahişelerine) başını açma yasağı getirilmiştir. Sevişmeye tapınma ile kutsallık anlamı yüklenmiştir. Bu gelenek Babil'lilere, sonra
da Asurlular yoluyla Filistinlilere, oradan da İsrail’e geçmiştir. Sonra da, tümü Orta Doğu’da doğan Tanrılı dinlere geçmiştir. "Peçe" İslamiyet’ten önce Ortodoks Doğu Roma'da (Konstantinopolis'te)
kullanılmıştır. Bugün bile Ege Adalarında kapkara peçelerin içinde dolasan "Rum Ortodoks" kadınları vardır. Sonra bu gelenek Hıristiyanlıktan İslamiyet’e bulaşmıştır. Hıristiyan rahiplerinin tepeden tırnağa kapalı olması da eski Sümer, Asur Ercil (fahişe) geleneğinin izleridir.

İşte böyle. Ne İran’ın, ne de Arabistan’ın bir Atatürk'ü yoktu. Atatürk eski Sümer ile Asur geleneklerinden İslamiyet’e yansıyan kapanma geleneğini kaldırdı. Kadını, erkeğe hizmet eden bir varlıktan çıkarıp, erkeğin koşullarını üleşen uygar bir konuma getirdi. Erkeğin dayatmaları ile kadınlarımız yine tutsaklaştırılıyor… Yasa koyucular, din bilginleri susuyor… Siyasiler, gericiler at koşturuyor. Cumhuriyetle kazanılmış olan eşitlik yitiriliyor.

Bu bir oyun değil bir gerçek. Baskıyla kapanmaya karşı, aydın kadınlarımızın sessiz kalmalarını anlayamıyorum… Bu sessizlik sürerse yarın sizde kapanacaksınız, ayni İran’daki gibi… Dönüşü olmayan bir yoldayız…

Gericilik; demokrasinin hoş görüsünü kullanarak özgürlüğü kapanına alıyor.

yazan:Prof. Dr. Övgün Ahmet ERCAN



edit post